İDRİS KÜÇÜKÖMER - DÜZENİN YABANCILAŞMASI ÜZERİNE
İDRİS KÜÇÜKÖMER – DÜZENİN YABANCILAŞMASI ÜZERİNE
Tarık Fatih Ardıç ( Sosyolog )
“Yoksul evlerde milyonlarca çocuğun sinirli, hırçın ve problemli yetiştiği bir ülkede yaşıyoruz. Ben geleceğe o evlerden bakmaya çalışıyorum.” İdris Küçükömer
“Lale Devrinde, yaşantısı ve devletçiliği ile bugünkü ortanın solu denen hareketin çok küçük bir çekirdeği görülebilir. Aynı zamanda, bu devreye bütünüyle karşı çıkan esnaf, yeniçeri, ulema birliğinde bugünkü İslamcı-Doğucu halk cephesinin bir geçmişi bulunabilir. Burada Osmanlı toplumundan bugüne dek süregelen ikileşmenin belirmeye başladığı görülüyor.” Bu sözleri toplumunun tarihine yerel bir bakış açısı getirme çabası içinde olan sosyalist bir akademisyen, İdris Küçükömer “Düzenin Yabancılaşması” adlı eserinde (s.51) haykırıyordu.
Ona göre kendisi de bir kapıkulu olan Damat İbrahim Paşa, yenilik, daha doğrusu
Batılılaşma hareketini başlattığı tarihten itibaren bürokratik (sivil-subay) laik kesim güya ilerici sayılmış, emperyalizmin kıskacı içinde bürokratların oyunuyla içine kapanan İslamcı- Doğucu kamp ise gerici (mürteci) kabul edilmiştir. İlerici geçinen aydın-bürokrat-subay öbeği aslında gericidir ( İdris Küçükömer Anısına- Anılar ve Düşünceler, Bağlam Yayıncılık, Sencer Divitçioğlu, 1994, s.121-122). Küçükömer ile birlikte sol anlayışın, sosyal ve tarihsel verile ışığında yeniden ele alınıp kendini sorgulamaya çabaladığı görülmektedir. Bu bizim coğrafyamızda alışılmış bir şey değildir.
Solun tarihi sloganı : “Ordu – gençlik el ele”
27 Mayıs darbesi sonrası CHP, darbecilerin aleni desteğine karşılık çok açık bir farkla seçimi kaybeder. AP tüm engellemelere rağmen iktidar olur. 1961 seçimlerinde CHP iktidar olamayınca, sol basına göre şeriat geri gelmek üzeredir. Bu dönemde sol kesimde ünlü bir slogan vardır: “Ordu-gençlik el ele!” Böylesine önemli olayların yaşandığı 60’lı yıllarla birlikte, solda sesler farklılaşmaya başlar. Bir yanda Marxizme sempatiyle bakan Kemalist Doğan Avcıoğlu ve onun Yön hareketi, öbür yana aynı temellere bağlı Mihri Belli ile birlikte MDD ( Milli Demokratik Devrim ).Her iki çizginin ortak yanı Atatürkçü subaylara belirleyici bir konum vermeleridir(A.g.e s.70).
Bu kesim Anadolu tarihini, sosyolojik ve iktisadi açıdan değerlendirirken “feodalizm” kavramı temelinde ele alır. Bu cephenin karşısındaki sol anlayış ise ATÜT ( Asya Tipi Üretim Tarzı) kavramı çerçevesinde değerlendirmeler yapmaktadır. Resmi anlayışın dışına çıkan ATÜT’çülerin önde gelen isimleri İdris Küçükömer, Sencer Divitçioğlu ve Mehmet Ali Aybar olacaktır. Bu hareket, düşüncelerini şu şekilde ortaya koyar: “ Osmanlı-Türk toplumunda, temel üretim aracı olan toprağın sahibi ve o niteliğiyle devletten bağımsız olarak toplumsal artığa el koyan bir feodal sınıf var mıdır? Başka türlü söylersek Osmanlı- Türk devleti, bir feodal sınıfın siyasi organı mıdır? Ampirik düzeyde bu soruya evet denemez. Tam tersine toplumsal artığa el koyan Osmanlı yönetici sınıfı bugünkü terminoloji ile sivil-asker bürokrasi oluyor.”
Asya Tipi Üretim Tarzı
Türkiye için devlet toplum ilişkilerini Feodal Üretim Tarzı kavramından hareketle üretilen kategorilerle açıklamak yanlıştır. Farklı kategoriler içeren kavramsal yapı olarak ATÜT , gerçeğe çok daha yakındır (A.g.e. Asaf Savaş Akat,s.30). Tüm bu ifadeler Stalinist dogma içinde yetişmiş olan ortodoks Marxistleri oldukça rahatsız ediciydi.
Resmi devlet anlayışıyla akrabalığını sürdüren sol için ATÜT revizyonizm, Osmanlı Devleti feodaldir; ilericilik III. Selim’den Atatürk’e uzanan çizgidedir. DP karşı devrimdir (A.g.e. Murat Belge s.71). Türkiye gibi ülkelerde demokrasi mümkün olmadığı için diktatörlük kaçınılmazdır. Sorun diktatörlüğün niteliğindedir. Gelecek olan diktatörlüğün “ilerici” bir karakterde olması için askerle işbirliği yapılmalıdır. ( A.g.e. Asaf Savaş Akad, s.32). Halkın bir türlü oy vermediği sosyalist kadrolar ancak böyle iktidara taşınabilecektir. TİP içerisinde, resmi ideoloji ile yakın temas içerisindeki “Nasır modelini” savunanlar MDD-Yön Dergisi ekolü ile sol hareketin devletten bağımsız olması gerektiğini ısrarla vurgulayan Küçükömer’in de içinde bulunduğu ATÜT’çü grup arasındaki kavga gittikçe belirginleşip şiddetlenir. Bu mücadeleyi ATÜT’çüler kaybeder ve TİP’ten ayrılırlar.
Resmi sol anlayışa zıt bir aydın
Küçükömer’in görüşleri, kendi saptamasıyla Lale Devri’nden beri devlet tarafından beslenip korunan resmi sol anlayış ile taban tabana zıttır. O, sol ve sağ kavramlarını yeniden gözden geçirmek gerektiğini söylemiş; bir anlamda solda sayılanların sağda, sağda sayılanların solda olduklarını ileri sürmüştü. “Düzenin Yabancılaşması” adlı kitabında DP-AP çizgisini sola, CHP çizgisini sağa yerleştirmesi, sol çevrelerde büyük eleştirilere yol açmış, resmi sol anlayışın etkili isimlerinden Hikmet Kıvılcımlı “Küçükömer sağıyla solunu karıştırıyor, onun için sağına sarımsak, soluna soğan bağlasın” demiştir.
Oysa Türkiye ile kapitalist sistem arasındaki ilişkilerin nasıl geliştiğini anlatan bu kitabın asıl amacı, solun mücadele stratejisinin doğru belirlenebilmesi için, ezberlenmiş kalıpların dışında düşünmeye; tarihe yeniden bakıp yeniden değerlendirmeye davet etmek ve böyle bir yaklaşımı benimsetmekti. Yani alışılmışı, ezberlenmişi, kolayı rahat kafalarda sarsmak, tartışmaya ve düşünmeye boyut getirmekti (A.g.e. Hamdi Dinler,s.106).
Solcu gençlere vazgeçilmez öğütler
O, Türkiye Cumhuriyetinin en karışık dönemlerinden 1960’lı yılların sonlarında, öğrencilerine ve etrafındaki gençlere şunları söylüyordu: “Özentiden vazgeçip kendi kimliğinizi bulun. Müslümanlara alışagelmiş “gericilik” yakıştırmasından vazgeçin. Fabrikalara, köylere sırtınızda parka, koltuğunuzda Atatürk’le gitmeyin. Yerine getiremeyeceğiniz vaade bulunmayın, verdiğiniz sözü mutlaka yerine getirin.”(a.g.e. Murat Ateş,s.51-52).
Türkiye’nin tarihine bakışta, remi tarih anlayışından türeyen sol anlayışı ters yüz ettiği söylenebilecek bu özgün görüşlerin, Sencer Divitçioğlu'nun ifadesiyle “fincancı katırlarını ürkütmesi beklenirdi.” Nitekim öyle de oldu. İstanbul Üniversitesi Senatosu, Divitçioülu’yla birlikte, Küçükömer’in profesörlüğünü onaylamadı. Danıştay olumlu karar vermesine rağmen, dönemin Milli Eğitim Bakanı da imza atmayıp gecikmeyi sürdürdü. 12 Eylül ile birlikte 30 yıllık emeğine karşılık, emekliliğine de fırsat tanınmadan İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden atıldı. Kendi deyimi ile “tarihin gizli eli” hiç peşini bırakmadı. 1 Haziran 1925’te Giresun’da doğan Küçükömer, üç yıl süren “yanlış tedavi” sonucu, 5 Temmuz 1987’de İstanbul’da öldü.
Resmi güçlerce tasfiye edilen bağımsız sol
1970’li yılların başında TİP içerisindeki resmi ideoloji karşısında bağımsızlıktan yana olan sivil toplumcu, darbe karşıtı sol güçlerin tasfiyesinden sonra, 1987-91 arasında SHP içinde sivil toplumcu demokratlar ile, resmi ideoloji taraftarı olan MDD ve Yön çizgisi arasındaki mücadeleyi sivil toplumcular kaybetmiştir. İsmet Özel’in ifadesiyle :“Bağımsız sol, resmi sol güçler tarafından tasfiye edilmiştir.”
Yetkin bir felsefe birikimine de sahip olan Küçükömer, J.J. Rousseau2nun “Zenginlerin, (sömürülerinin devam edebilmesi için) kendilerine saldıran güçleri kendi yararına kullanmayı; kendilerini, kendilerini kendi karşıtlarına savundurmayı, onları zenginlerin öz sözleriyle esinlendirmeyi” hedeflediklerinin bilinciyle, Türkiye’nin toplumsal ve iktisadi tarihini yeniden ele almıştır.
“ Yoksul evlerde milyonlarca çocuğun sinirli, hırçın ve problemli yetiştiği bir ülkede yaşıyoruz. Ben geleceğe o evlerden bakmaya çalışıyorum.” Bu sözlerin yazarı artık aramızda olmasa da, Küçükömer’in içerisinden bakmaya çalıştığı evlerin penceresinin kenarına iskemlesini koyup Türkiye’ye buralardan bakanların hala var olduğunu biliyoruz. Onun sık sık vurguladığı şu sözün de tecelli edeceğine inanıyoruz: “Türkiye’nin tarihi bir gün yeniden yazılacaktır.”
Tarık Fatih Ardıç - Yeni Şafak Gazetesi- 9 Temmuz - 1998

